25 Ekim 2013 Cuma

Bak ne kadar da özlemiyorum seni... Gitsen de daha çok özlemesem.

Artık herkes sadece sana benziyor. Sen bile, sadece benziyorsun. 
Gözlerin tamamen aynı ama aynı bakmıyorsun.
Gülümsüyorsun evet, ama beni gülümsetmiyorsun.

Sen yokken özlemiyorum artık seni, acı da çekmiyorum.
Bazen olmadığın zamanlarda özlüyordum
Artık hep yoksun.
Özlemek, sadece geleceğini biliyorsan güzel.
Sen biraz daha gelmedikçe, ben biraz daha özlemiyorum.

Artık seni kaybetmekten değil de
Bulmaktan korkuyorum.
Çünkü seni bulmak benim için,
Kendimi kaybetmek demek.
Ve sonra seni kaybetmek,
Daha da fazla kaybetmek kendimi.
Kaybetmek kaybetmek kaybetmek.
Sanki tek yapabildiğim buymuş gibi.

Aylar geçti üzerinden
Ve sen bir arabanın altında kalarak değil
Kaldıramadığın bir aşkın enkazı altında kalarak ölüyorsun.
Ve ben o yükü kaldıramıyorum üzerinden.
O enkazın içinde, senden de derinlerdeyim ben.

- Başak Sungur
   25.10.2013

18 Ekim 2013 Cuma

Stay.

We're gonna meet again in a rainy day.
I'm gonna hold your hand and say;
"Stay."

But you're gonna leave anyway.

7 Eylül 2013 Cumartesi

Aşıksınız biliyorum. Siz;

Sadece onu görüyor, onu duyuyor, onu kokluyor, onunla yaşıyorsunuz. O bunu bilmiyor. O bunu yaşamıyor belki sizin gibi. Ama siz onun yerine de yaşıyorsunuz.

- Başak Sungur (2012)

Aşka Doğmak

O aşkın kollarında uyandı.
Tatlı bir melodi gibi
Çınladı.

Ruhu serbest bırakan
Tenini yakan bir aşkın.
Yanaklarından süzülen bir damla
Dudaklarına aktı.
Ama yetmedi, söndüremedi alevi.

Bedeni çaresiz bırakan
Ruhları mühürleyen aşkın
Saf sularında uyandı.
Aşkın en gerçek haliyle yıkandı
En yalın, en duru.
Her yanını sardı bir ipek gibi
Aşk gibi koktu.

Aşkın altın alevlerinde uyandı
Tutkunun en gerçek haliyle yandı
En acı, en yakıcı.
Her yanını sardı bir yangın gibi
Aşk gibi parladı.

Küllerinden doğdu
Kanatlı Anka kuşu
Uçtu..

Sıcak-soğuk bir kalbin çarpışlarında
Kanatlanan bir ruhun çırpınışlarında

O, aşka doğdu.
Aşka uçtu.
Aşkı buldu.
Aşık oldu.

- Başak Sungur. (2010)

6 Eylül 2013 Cuma

Ey kalbimdeki Tanrı!



O, kan görünce bayılanlardan değildi. Hiç olmadı.
Hatta belki de hoşuna bile gidiyordu. Durgun bir ruhu vardı, huzur içinde yüzen ve hiç batmayan, boğulmayan. Saatlerce bir ateşin kıvılcımlarını izleyebilirdi. Bir şelalenin akışını. 
Ölüme garip bir hayranlık duyardı.
Omzunun arkasında bir yunan haçı dövmesi vardı. Belki de sadece bir artı işaretiydi. Kısacık saçları gizlemezdi dövmesini, aksine ortaya çıkarırdı. Her zaman başı yukarıda, omuzları dik dururdu. Bin sekiz yüzlü yılların Fransız konteslerini andıran minik ve bembeyaz bir yüzü, kocaman mavi gözleri vardı. Burnu bir heykelinki gibiydi.
"Bana Tanrı'nın bir sanatçı olduğunu kanıtlıyorsun, aşkım." derdi sevgilisi, her gece arabayla onu evine bıraktıktan sonra kapısının eşiğinde. Onu öpmeden saniyeler önce.
O sevgilisinin inandığı Tanrı'ya inanmazdı.
"Ey kalbimdeki Tanrı" diye başlardı duaları. Her gün, gece ya da sabah, istediği herhangi bir saatte ve yerde iki elini de kalbinin üstüne koyarak dua ederdi. Hangi Tanrı'ya inandığını kimse bilmezi. Ama konuşurdu Tanrı'sıyla. 
Annesi onu kanlar içinde banyoda, elinde bir makasla bulduğunda "Neden?" diye tekrarlıyordu. Bileğindeki izlere soruyordu "Neden beni yanında istemiyorsun? Senin için fazla mı gencim!" Ve sağ yanağından tek bir damla yaş aktı. Annesi onu bir daha ağlarken görmedi. Kimse görmedi.
Pek sık gülmezdi ama güldüğünde, gözlerinin içi gülerdi. Herkese bulaştırırdı neşesini. Bunu ona söyleyen herkese "Ben bulaşıcı bir hastalığım, hayatım. Eğer gülmüyorsam yanıma yaklaşmamalısın. Bulaştırabileceğim başka hislerim de var." derdi. Bu sizi ürkütürdü ama o size bir kez bakar ve yine güldürmeyi başarırdı.
Onu tanımak, bir ayrıcalıktı.
Ama hep tanımamayı dilerdiniz. O hem mükemmel hem de korkunçtu. 
Tıpkı bir Tanrıça gibi.

- Başak Sungur.
  06.09.2013

5 Eylül 2013 Perşembe