Sadece onu görüyor, onu duyuyor, onu kokluyor, onunla yaşıyorsunuz. O bunu bilmiyor. O bunu yaşamıyor belki sizin gibi. Ama siz onun yerine de yaşıyorsunuz.
- Başak Sungur (2012)
7 Eylül 2013 Cumartesi
Aşka Doğmak
O aşkın kollarında uyandı.
Tatlı bir melodi gibi
Çınladı.
Ruhu serbest bırakan
Tenini yakan bir aşkın.
Yanaklarından süzülen bir damla
Dudaklarına aktı.
Ama yetmedi, söndüremedi alevi.
Bedeni çaresiz bırakan
Ruhları mühürleyen aşkın
Saf sularında uyandı.
Aşkın en gerçek haliyle yıkandı
En yalın, en duru.
Her yanını sardı bir ipek gibi
Aşk gibi koktu.
Aşkın altın alevlerinde uyandı
Tutkunun en gerçek haliyle yandı
En acı, en yakıcı.
Her yanını sardı bir yangın gibi
Aşk gibi parladı.
Küllerinden doğdu
Kanatlı Anka kuşu
Uçtu..
Sıcak-soğuk bir kalbin çarpışlarında
Kanatlanan bir ruhun çırpınışlarında
O, aşka doğdu.
Aşka uçtu.
Aşkı buldu.
Aşık oldu.
- Başak Sungur. (2010)
Tatlı bir melodi gibi
Çınladı.
Ruhu serbest bırakan
Tenini yakan bir aşkın.
Yanaklarından süzülen bir damla
Dudaklarına aktı.
Ama yetmedi, söndüremedi alevi.
Bedeni çaresiz bırakan
Ruhları mühürleyen aşkın
Saf sularında uyandı.
Aşkın en gerçek haliyle yıkandı
En yalın, en duru.
Her yanını sardı bir ipek gibi
Aşk gibi koktu.
Aşkın altın alevlerinde uyandı
Tutkunun en gerçek haliyle yandı
En acı, en yakıcı.
Her yanını sardı bir yangın gibi
Aşk gibi parladı.
Küllerinden doğdu
Kanatlı Anka kuşu
Uçtu..
Sıcak-soğuk bir kalbin çarpışlarında
Kanatlanan bir ruhun çırpınışlarında
O, aşka doğdu.
Aşka uçtu.
Aşkı buldu.
Aşık oldu.
- Başak Sungur. (2010)
6 Eylül 2013 Cuma
Ey kalbimdeki Tanrı!
O, kan görünce bayılanlardan değildi. Hiç olmadı.
Hatta belki de hoşuna bile gidiyordu. Durgun bir ruhu vardı, huzur içinde yüzen ve hiç batmayan, boğulmayan. Saatlerce bir ateşin kıvılcımlarını izleyebilirdi. Bir şelalenin akışını.
Ölüme garip bir hayranlık duyardı.
Omzunun arkasında bir yunan haçı dövmesi vardı. Belki de sadece bir artı işaretiydi. Kısacık saçları gizlemezdi dövmesini, aksine ortaya çıkarırdı. Her zaman başı yukarıda, omuzları dik dururdu. Bin sekiz yüzlü yılların Fransız konteslerini andıran minik ve bembeyaz bir yüzü, kocaman mavi gözleri vardı. Burnu bir heykelinki gibiydi.
"Bana Tanrı'nın bir sanatçı olduğunu kanıtlıyorsun, aşkım." derdi sevgilisi, her gece arabayla onu evine bıraktıktan sonra kapısının eşiğinde. Onu öpmeden saniyeler önce.
O sevgilisinin inandığı Tanrı'ya inanmazdı.
"Ey kalbimdeki Tanrı" diye başlardı duaları. Her gün, gece ya da sabah, istediği herhangi bir saatte ve yerde iki elini de kalbinin üstüne koyarak dua ederdi. Hangi Tanrı'ya inandığını kimse bilmezi. Ama konuşurdu Tanrı'sıyla.
Annesi onu kanlar içinde banyoda, elinde bir makasla bulduğunda "Neden?" diye tekrarlıyordu. Bileğindeki izlere soruyordu "Neden beni yanında istemiyorsun? Senin için fazla mı gencim!" Ve sağ yanağından tek bir damla yaş aktı. Annesi onu bir daha ağlarken görmedi. Kimse görmedi.
Pek sık gülmezdi ama güldüğünde, gözlerinin içi gülerdi. Herkese bulaştırırdı neşesini. Bunu ona söyleyen herkese "Ben bulaşıcı bir hastalığım, hayatım. Eğer gülmüyorsam yanıma yaklaşmamalısın. Bulaştırabileceğim başka hislerim de var." derdi. Bu sizi ürkütürdü ama o size bir kez bakar ve yine güldürmeyi başarırdı.
Onu tanımak, bir ayrıcalıktı.
Ama hep tanımamayı dilerdiniz. O hem mükemmel hem de korkunçtu.
Tıpkı bir Tanrıça gibi.
- Başak Sungur.
06.09.2013
5 Eylül 2013 Perşembe
Onu seviyorum. Aşığım ona.
+ Onun neyine aşıksın?
- Eğer anlatırsam, sen de aşık olursun.
- Başak Sungur
05.09.2013
- Eğer anlatırsam, sen de aşık olursun.
- Başak Sungur
05.09.2013
4 Eylül 2013 Çarşamba
Bu şehir, biziz.
Bu şehirde tüm anılarımız.
İlk tanıştığımız, ilk bakıştığımız.
İlk konuştuğumuz yer.
Biziz bu sokaklar
Bu caddeler.
Yüzümü nereye dönsem
Ben, sen.
Biz.
Bu şehir, biziz.
Anladım gidişinden
Artık gitmeli bu şehirden.
- Başak Sungur.
04.09.2013
İlk tanıştığımız, ilk bakıştığımız.
İlk konuştuğumuz yer.
Biziz bu sokaklar
Bu caddeler.
Yüzümü nereye dönsem
Ben, sen.
Biz.
Bu şehir, biziz.
Anladım gidişinden
Artık gitmeli bu şehirden.
- Başak Sungur.
04.09.2013
3 Eylül 2013 Salı
Son sigaram.
Aslında ilk sigaramdan ya da ikinciden ya da iki yüzüncüden pek bir farkı olmayan sigaram. Son sigaram. Dudaklarıma her götürüşümde, her söndürüşümde "Bu sondu." dediğim sigaram.
Ama biri bembeyaz bir Parliament uzattığında dilim "Yok, sağol." demeye varmıyor.
Elim beynimin kontrolü dışında uzanıyor, farkına bile varamadan yakıyor. Dudaklarım, özlemle dumanı içine çekiyor. Ciğerlerim gülümsüyor.
Bir arkadaşım şöyle bir şey söylemişti bana, hiç unutmam.
"Sigara bırakılmaz, sigaraya ara verilir."
- Başak Sungur.
03.09.2013
Ama biri bembeyaz bir Parliament uzattığında dilim "Yok, sağol." demeye varmıyor.
Elim beynimin kontrolü dışında uzanıyor, farkına bile varamadan yakıyor. Dudaklarım, özlemle dumanı içine çekiyor. Ciğerlerim gülümsüyor.
Bir arkadaşım şöyle bir şey söylemişti bana, hiç unutmam.
"Sigara bırakılmaz, sigaraya ara verilir."
- Başak Sungur.
03.09.2013
There's a limit to your love.
Nazım Hikmet kadar sevmeli insan.
"O kadar işte! Tavanı kadar sokağın, dibi kadar cehennemin.."
Gözünü kırptığı saniyelerde bile yüzünü görmek istemeli, özlemeli. Gökyüzüne bile bakamamalı kaldırıp kafasını, onun gözlerinin içine bakabilmek dururken. Kahve bile daha güzel kokmamalı teninden.
Her kelime, her renk onu çağrıştırmalı. Kırmızı bir sipsi. Gözleri kahverengi.
Mutlu bir kahverengi gözleri.
Dakikalarca seyredebilmeli onu uyurken. Okulda iki ders arası, sıramın üstünde. Evimde, salonda bir koltuğun üzerinde. Tek kişilik küçük bir koltuk.
Kahverengi, eski, desenli.
Belli bir süresi var senin sevmenin. Seni sevmenin süresi olmayışı kadar var hemde.
Sınırı var senin yakınlığının. İnce bir sınır ama mayınlarla döşeli.
Garip bir ülkesin sen, keşfedilmemiş. Yaklaştıkça aslında uzaklaşıyor insan. Ekvatorda ormanların, güneyde çöllerin, kutuplarda buzulların var. Sınırların var.
- Başak Sungur.
03.09.2013
"O kadar işte! Tavanı kadar sokağın, dibi kadar cehennemin.."
Gözünü kırptığı saniyelerde bile yüzünü görmek istemeli, özlemeli. Gökyüzüne bile bakamamalı kaldırıp kafasını, onun gözlerinin içine bakabilmek dururken. Kahve bile daha güzel kokmamalı teninden.
Her kelime, her renk onu çağrıştırmalı. Kırmızı bir sipsi. Gözleri kahverengi.
Mutlu bir kahverengi gözleri.
Dakikalarca seyredebilmeli onu uyurken. Okulda iki ders arası, sıramın üstünde. Evimde, salonda bir koltuğun üzerinde. Tek kişilik küçük bir koltuk.
Kahverengi, eski, desenli.
Belli bir süresi var senin sevmenin. Seni sevmenin süresi olmayışı kadar var hemde.
Sınırı var senin yakınlığının. İnce bir sınır ama mayınlarla döşeli.
Garip bir ülkesin sen, keşfedilmemiş. Yaklaştıkça aslında uzaklaşıyor insan. Ekvatorda ormanların, güneyde çöllerin, kutuplarda buzulların var. Sınırların var.
- Başak Sungur.
03.09.2013
2 Eylül 2013 Pazartesi
" Neden yazı yazdığımı mı soruyorsunuz bana? Zevk mi alıyorum? Değer mi? Peki para kazandırır mı? Öyleyse bir nedeni var mı?
Yazıyorum çünkü
içimde susturamadığım
bir ses var. "
- Letters Home 1948 / Sylvia Plath
Yazıyorum çünkü
içimde susturamadığım
bir ses var. "
- Letters Home 1948 / Sylvia Plath
Adieu, mon amour.
Please senor,
Don't walk out the door.
Hear the words I say.
Sit some more.
At least pretend
like you want to listen
and understand.
I need a last word.
I need to say goodbye.
Look into my eyes
and think twice.
If you choose to go
adieu, mon amour.
And think no more.
- Başak Sungur.
02.09.2013
02.09.2013
Bir muhabir Édith Piaf'a sorar:
- Bir kadına öğüt verecek olsaydınız, bu ne olurdu?
+ Sev.
- Bir genç kıza?
+ Sev.
- Peki bir çocuğa?
+ Sev..
+ Sev.
- Bir genç kıza?
+ Sev.
- Peki bir çocuğa?
+ Sev..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
.jpg)


